Boşlukları doldurma güdüsüyle 'mecburinin' mecburisiz kısmında yaşam telaşımdan sıyrılıp, kulaklığımı takıp müziğimi dinlemeye başladım. Yaşadığımız afetten sonra 'kader'in anlamının tekrar düşünüyorum. Anladığımı sandığım da bile beynimin ne kadarlık bir kısmı aktif ki? Kader denilenin karşında metanetimi korurken, yandan yandan da çaktırmadan 'acaba' lar dürtüveriyor. Afet sırasında hayatta kalmak için yapmamız gerekenleri merkez dolaplarımızdan çıkarırken,aslında tek amacımız şu 'rezil' hayatta bir nefes daha fazladan alabilmek oluveriyor. Ya da 'ölürsem ölürüm be yaaaa' diyebileceğimiz bir kutsal kesit geliyor gözümüzün önüne, ve kader artık daha fazla tuzak kuramıyor, kursa da atlanıyor sanki. Benim en büyük tuzağım bütün sevdiklerimin her zaman iyi olmasını istemek, bu benim de kollanmak istememden kaynaklanabilir elbette. 'Neyse ne be yaaaa', bu da orada ve çözülmeyi bekleyen bir muamma.
Yazıp sövüp vicadınını rahatlatan, ama aslında sığlığında boğulmaya başlamış paçalarım , Van 100. Yıl Üniversitesi gelecekte şehirler arası yapılacak hızlı trenle adına yakışır bir hale gelecek. Her sefaletin bir bedeli, her gürültünün bir yankısı olur ve bu yankının ulaştığı kulaklar, eğer gözlerini daha uzağa dikebilirse... Bilinmeyeni bilemem ama benim bildiklerim de bir kesime bilinmeyen!
Kendi yasımın üstesinden bile gelebilmeyi her zaman başaramazken, ulusal yasa ne yapılabilir? Öncelikle hayatta kalınır sonra ...
Bu sefer de saat 23.58 ve yine 'elbette' iyi geceler dostlarım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder